TAYYİBİSTAN Sultanlığının Tefecileri

20.09.2015 00:00

Tayyibistan Sultanlığına dönüşen ülkemde, ön saflarda sürekli kaos-kavga yürütülürken, sahne arkasında iri tüyleri çoktan yolunmuş olan halkın kalan ince tüylerini de sultanlık sisteminin resmiyet kazandırdığı tefeciler(bankalar) soyuyor.

Halk bankaların kurduğu tuzaklar içinde nefes alamazken, şirketler eli ile de cepler boşaltılıyor.
Tayyibistan Bankalarının(hem de devlet bankalarından biri) tefeciliğine bir örnek vereyim.
Tefeci mantığıyla hareket eden bankalar vatandaşı nasıl tuzağa düşürüyor.
Bir olaya şahit oldum. Devlet bankasından biri küçük bir ilçede 80 yaşın üzerinde emekli maaşı alan, başka hiçbir geliri olmayan kanser hastası bir hanıma kredi verir. Kredi vefatından sonra ödenemez. Kredi verilirken her nasılsa sağlık raporu istenmez. Gene sadece emekli maaşı olan ve birlikte oturduğu kızı kefil yapılır. Belli ki para birlikte oturdukları çocukları tarafından kullanılmıştır. Anne vefat eder. Kredi verirken yüksek bir sigorta yapılmıştır. Sağlık raporu istenmemiştir ama sigorta, “kanser hastasının” ölümünden sonra kalan borcunu sigorta ödemez diye ödemiyor. Kredinin ödenmesi yanında olan çocuklarınca bir süre devam ettirilir. Sonra ödeyemezler ama banka diğer varislere hiçbir bilgi ve uyarı göndermez. Kredi 2013 yılında verilmiştir. Varislere ise daha önce hiçbir uyarı yapılmadan banka direk icra yollar. 2015 Temmuz ayında mahkeme yoluyla varisleri tespit eder. Aynı zamanda icra da gönderir. Üstelik usulsüz tebligat yapılarak...
Tayyibistan sultanlığında hiç kimse güvende değildir. “Yasalara uyuyorum. Borcumu ödüyorum. Hiçbir yere borcum yok” falan demeyin. Bir gün ummadığınız bir yerden kapınıza icra gelebilir. Çünkü;
Bir başka özel bankanın Genel Müdürlüğünde çalışan Avukat bir kardeşimize bu işlerin nasıl yürütüldüğünü sordum. Tamamı ile TEFECİ mantığıyla çalıştıklarını ifade etti. Yukarıda anlattığım krediyi sordum. “Nasıl oluyor da üzerine hiçbir mal varlığı bulunmayan, 80 yaş üzeri bir insana banka kredi veriyor dedim.” Verilen cevap aslında bilindik bir cevap idi. Dedi ki;
Bazı küçük yerlerde banka müdürleri bankanın önüne koyduğu hedefi, yani para satma limitini tutturmak için batık kredi bile veriyormuş…
“Peki, banka müdürü batık krediden sorumlu olmuyor mu” dedim. Ol-mu-yor-muş…
Yani size ait olmayan bir borç “tefecilerin topuğa sıktırdığı, borçlunun yedi sülalesinin canına okuduğu gibi”, banka tarafından iki yıl borç hasıraltı edilip, katlandıktan sonra boynunuza dolanabilir.
İşte “Müslüman(!)” diye kuyruğunda dolaştığınız sultanınızın sistemi… Kara para ile ülke ekonomisi çevirenlerin yaptığı işler de tefecilik olur.  
Bir de ödemeyenin Deli Dumrul misali ödeyenden cebren aldığı elektrik paraları var ya? Orada da tuhaf işler dönüyor. Yalova’dan ayrılırken sayacımın son tüketim göstergesini okuyup elektrik şirketine gittim. Üç aylık fatura çıktı önüme(!).. Fatura bedeli düşük olunca tüketiciye gönderilmiyormuş… Belli orana gelince gönderiliyormuş. Bu durumda toplu gelen faturanın KDV’si, vergileri nasıl hesaplanıyor? Vatandaşa bir de bu yöntemle mi giydiriliyor? Ayrıca üç kuruş verdiğiniz emekliye, asgari ücrete mahkum ettiğiniz işçiye toplu fatura yollayıp psikolojik işkence mi yaptırıyorsunuz?
Daha önce bu olaylar haberleşme alanında yaşanmıştı. Hedefi tutturmak için çalışan personel köyde yaşayan yaşlı teyzeleri bile işyeri tarifelerine geçirmişti(!)…
AK Kırk Haramilerin 13 yıldır kurduğu sistem, ancak bir ülke işgal edildiğinde, işgal güçleri tarafından o ülkenin halkını ezip, susturmak için kurulur. Kara paranın baştacı edildiği, gayri meşrunun, fuhuşun önemli bir kazanç aracı haline getirildiği, her biri derebeyine dönen azgın şirket sahiplerinin elinde halkın acımasızca soydurulduğu, köleleştirildiği, parasız halkın olmayan hukuka bile erişmesinin nerede ise imkansız hale getirildiği bir zulüm sistemidir Tayyibistan sistemi.
Eli tespihli, başı hörgüçlü, sonradan görme badem bıyıklıların, ülkeyi soyarken gelirden pay kapmak için koşturan akbabaların, çakalların, menfaat guruplarının el birliği ile İslam’ı çiğneye çiğneye “yellendikleri” bir Nemrut sistemini ayakta tutuyor.
Dillerinde yalan, ellerinde tespih, tarikat öğretisi diye, Kabala öğretilerinden (Yahudi mistizmi-karanlık öğreti)  beyni çorba olmuş bir takım zavallılar, bu zulüm sultanlığına payanda oluyor.
Tayyibistan Sultanlığı “din pelerini” ile dine savaş açarak insanları dinden soğutup, uzaklaştırıyor.
Kurduğu sistemi bırakın bir din ile bağdaştırmayı, insanlıkla, batıl dinlerle bile bağdaştıramazsınız.
Halkın üzerine abanıp nefes aldırmayan bu sistem olsa olsa “eşkıya” sistemi olur. Sultanlık için cebimizi boşaltmanın yolu, şirketler, bankalar, verginin vergisinin vergisini de alarak resmiyete bindirmek.
Ne yapalım yani? Bizler de halk olarak dağa mı çıkalım? Osmanlı zulmünde zenginden alıp fakire dağıtan ve isimleri efsane gibi anılan eşkıyaya mı özenelim?
Bu sistemle hukuk yoluyla mücadele etmek nerede ise imkansız olduğuna göre….
Bir bilmecem var: Sultan varlıklarının sadakasını verse, kaç ilçe fakiri o sadaka ile karnını doyurur?