Cahil Yalancı Dolmalar…

Ekranlar cahil, yalancı dolmalardan geçilmiyor.

06.01.2015 00:00

Millete yalanlarını yutturmak için kırk takla atıyorlar. Nil’den Fırat’a büyük İsrail’i kurma görevi almışlar ya? Bu gerçeği dillendiremedikleri için Kürtçülüğü dayatıyorlar. Dayatırken de İspanya, İngiltere’den örnek veriliyor. Körler-sağırlar birbirini ağırladığı için;

“Sen bu söylediklerini İngiltere’de söyleyebilir miydin? Devletin rejimine 7-24 sövebilir miydin? İngiliz halkını katil ilan edebilir miydin” diye soran yok. Kendileri çalıp kendileri oynuyor.
Bazılarına örnek olsun diye bir zamanlar İngiltere’de Galce konuşanlara neler yapıldığını anlatayım:
 1282`de İngiltere Kralı 1. Edwar Galler prensi Llywelyn the Last`ı yenilgiye uğratarak Galler’i işgal etmiştir. 1746 yılında imzalanan "The Wales and Berwick Act" anlaşması ile İngiltere’de uygulanan yasalar Galler bölgesinde de geçerli olmuştur. Galce konuşmak yasaklanmıştır. Okulda Galce konuşan bir öğrencinin başına demir bir kafes geçirilir, başka Galce konuşan bir Galli’yi ihbar etmeden o kafes başından çıkartılmazdı. İnsan onuruna, kişiliğine yönelik bu aşağılık muamele yıllarca sürdü.
Günümüzde Galce konuşma oranı Galler’in nüfusunun %25’ini kapsar.
İngiltere gibi bütün geçmişi insan yamyamlığı ile geçmiş bir ülkeyi Türkiye’ye örnek göstermek cehalet midir yoksa ihanet mi?
Ayrıca bazı hatırlatmalarda bulunayım;
2. Körfez savaşında İngiltere İngiliz vatandaşı ile evli Iraklı kadınları, annesi Iraklı olan İngiliz vatandaşı çocukları sınır dışı etmiştir. Türkiye böyle bir şey yapsa, önce iç düşmanlar “insan hakları” diye ayağa kalkardı. Yapan “uşaklığını yaptıkları ülkeler” olunca, gıkları çıkmıyor. Sınır dışı edilen eşini ve kızını aramak için Irak’a giden bir İngiliz vatandaşı, Türk askerlerinin başına çuval geçiren Amerikan askerlerince derdest edilmiştir. İngiltere polisinin Londra’da başlatılan eylemlerde, Müslüman bir genci uyarı yapmadan, metro girişinde ensesinden vurduğunu hatırlatırım.
Cahil, yalancı dolmalar bunları asla konuşmaz. Onların işi gerçekleri konuşmak ve yazmak değil, Türk Milleti’ni köklerinden koparıp, suçluluk psikolojisi ile teslim almaktır. Oysa bütün dünyada en fazla soykırıma uğrayan millet Türklerdir. Kafkaslardan Balkanlar’a korkunç bir katliama uğrayan, yerinden-yurdundan sürülen Türk Milleti’ne, geçmişin izlerini sürmek “gizli bir el tarafından” neden yasaklanmıştır acaba? Tabii ki kaptan köşkünün Türk Milleti ile sorunlu olanların eline geçtiği için… Ya “makam-mevki-iktidar” olma uğruna, ya da köklerinden gelen şahsi kinlerinin intikamını almak amacıyla, “dış güçlere uşak olmayı maharet sananlar”, kaptan köşküne oturdular, oturtuldular. Türk milletine de ancak kamarotluk layık görüldü. İhanete hizmetçi yapılan gariban milletim benim…
İhanet sıraya girdi.
Devit-oğlu Dersim`de yaşananları "katliam" olarak tanımladı ve "Dersim modern bir Kerbela`ydı" dedi(!).. Yezit’in yolunu takip edenlerin Kerbela yorumu da böyle hastalıklı bir tanımlama olur. Seyit Rıza Hz. Hüseyin’le eşit tutuluyor. Bu durumda isyanı bastıranlar da Muaviye olmuş oluyor öyle mi? Bunların zehirli dilinde ihanetin de, cehaletin de, yalanın da, utanmazlığın da ölçüsü yok.
Devleti tanımayan, İsyan başlatan, Türk askerini katleden, İngiltere ile işbirliği yapan, Fransa-Amerika destekli Hoybun örgütü ile işbirliği yapan Seyit Rıza neden aklanıyor?
Seyi Rıza’nın başkaldırısını destekleyen HOYBUN örgütü yeniden faaliyete geçti. Fransız ve Amerikalıların el atından örgütleyip destek verdiği HOYBUN Kürt Terör Örgütü; Ermenilerin, özellikle de Taşnak Örgütünün desteklediği bir örgüttür.
Gelelim günümüze;
2010 yılında 1937-38’de ki Dersim kalkışmasının ’Soykırım‘ olarak tanınması için Almanya’nın başkenti Berlin’de ‘Dersim Soykırımı‘ isimli bir konferans düzenlendi. Berlin Eyalet Parlamentosu’nda yapılan ” Dersim Soykırımı“ isimli konferansta konunun uluslararası zemine taşınmasına karar verildi. Konferansa katılan isimlerden bazıları ise hiç şaşırtıcı değildir. Katılanlar arasında Cengiz Çandar, Hasan Cemal, BDP milletvekili Şerafettin Halis, Seyit Rıza’nın torunu, Kürt Dernekleri, Berlin Eyalet Parlamentosu Başkanı Walter Momper bulunmaktadır. Konuşmacılar Kürtlere, Süryanilere, Ermenilere soykırım yapıldığını iddia ediyor.
2011 yılında AP’da yapılan Dersim Konferansı’ndan sonra açıklanan sonuç bildirgesinde; Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun kurulması ve Dersim’de yaşananların bir soykırım olarak tanınması istendi. 1937 kalkışmasındaki Kürt-Ermeni işbirliğini bu süreçte de görüyoruz.  Ermeni diasporası tarafından açıkça desteklenen PKK, Dersim isyanını bastırmak için gerçekleştirilen askeri harekâtı soykırım yalanına dönüştürmüştür. Devit-oğlu’nun; “Dersim bir Kerbeladır” sözü, dış destekli yürütülen “Ermeni-PKK’ yalanına bir destektir. AKP, Kemal Kılçdaroğlu, Taşnak Diasporasının içine gömüldüğü BDP; Türk Milletine kurulan bu rezil tuzağın içeride ki işbirlikçilerdir.
Bülent Arınç başka bir haini aklamak bahanesiyle Cumhuriyet ve Atatürk’e yeni bir saldırı başlattı. Çerkes Ethem`in vatan haini olmadığını iddia eden Arınç; Ethem’in itibarının iade edilmesi için meclis araştırma komisyonu kurulması gerektiğini dile getirdi.
Hain değildir dediği Çerkez Ethem, ağabeyi ve kardeşiyle birlikte Yunanistan’a sığınmıştır.
Çerkez Ethem’in hain olarak tanınmasını Resmi Devlet tezi diyerek küçümsemeye kalkan Arınç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün tezlerinin güvenilmez olduğunu milletin kafasına kazımaya çalışıyor. Arınç adeta “Psikolojik Operasyon Elemanı” görevi yapmaktadır?
1979 yılında ABD Donanması Haber Alama Servisi’nin elindeki raporda, hedef ülkelerde beyin yıkama teknikleri hakkında şöyle yazıyordu:
“Tarih ve hukuku yeniden yazmak ve halkı sapkın yaradılışın hükmü altına sokmak... Böylece onların akıllarını dışta icad edilen önceliklere kaydırabilir, onların sosyal otomasyon teknolojisinin sessiz silahlarıyla ilgilenmelerini ve bu silahları keşfetmelerini engelleyebiliriz.”
Küresel çetenin ülkemizde başlattığı psikolojik operasyonlara hizmet eden siyasilerin yanında, yazar kimlikli görevlilere de bir göz atalım:
“Bu kurtuluş değil, kurtulmayış savaşıdır-Mehmet Altan”
Hangi Kurtuluş Savaşı? Eşekten düşüp bir kişi ölmüş, Kurtuluş Savaşı diyorlar-Murat Belge”
“Babam ve Piç- Elif Şafak”
“Yunan Ordusu Ege’de savaşmadı. Şehitlikler düzmecedir. AKP Ordu vekili İhsan Şener”
“İzmir’i Yunanlılar değil, Türkler yaktı. Ayşe Hür”
Ayşe Hür’ün yalan ve iftirasını; tarihçi Yrd. Doçent Dr. Murat Köylü, unutulan-unutturulan bir belgeyi tercüme ettirerek suratına çarpmıştır. Gayrimüslim bir itfaiyecinin, İzmir yangını hakkında yazdığı belgeyi tercüme ettirerek kitabında yayınladı.
Her biri psikolojik operasyon elemanı gibi çalışıp, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kolon direklerini yıkmak için var güçleriyle savaşıyorlar.
Ev ödevleri olan Şeyh Sait, Seyit Rıza, Said-i Kürdi’yi aklamak için yapmadıkları kalmadı.  Bu isimlerin İngiliz bağlantısı yok sayılıyor. Neden acaba? “İngiltere, İsrail, Amerika ile olan ilişkileri” nedeniyle, aklarken aslında aklanmaya çalışıyor olabilirler mi?  Arınç; “resmi tez” diyerek, resmi tezlerin güvenilir olmadığını söylüyor. Tıpkı ABD Donanması Haber alma Servisi’nin elinde bulunan raporda buyurulduğu gibi… Sadece bu değil tabii ki, aynı zamanda kendi karanlık aile geçmişlerini de temize çıkarma telaşı da olmalı içinde… İşgalci-tecavüzcü Yunan askeriyle işbirliği yapan ve Kubilay’ın başını kör bıçakla kesen dedesi ve amcası Hüsnüdiyanis de, tıpkı Ethem gibi Yunanistan’a sığınmıştır.  Arınç; dedesi ve dedesinin kardeşi Hüsnüdiyanis’i aklayamadığı için, Çerkez Ethem üzerinden aklama yapıyor.
İtilaf Devletleri ile birlikte yendiğimiz Kuva-i İnzibatiye Ordusu mensuplarının torunları, dedelerinin intikamını alıyor. İtilaf devletlerinin intikamını alıyor. Yeni Türkiye diyerek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkıyor. Yeni dedikleri devlet; “küçülmüş, ne olduğu belli olmayan, kimliksiz bir devlet” oluyor.
Daha önce de Sümela üzerinden Pontuscuları aklamışlardı. Biliyorsunuz, Yunanistan’da Pontus soykırımı yalanı da pişiriliyor.
“33 silahsız Türk askerini katleden” Şemdin Sakık, gizli tanık yapılarak, “Türk askeri sanık sandalyesine oturtulmuştur.” Aslında, Şemdin Sakın üzerinden, PKK’yı aklama işlemi yapılmıştır.
Erdoğan “sözde soykırım” iddiasında bulunan Ermenilerden üstü örtülü olarak özür dilemiştir.
Bu özür ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti sanık sandalyesine oturtulmuştur. Saldırılar içte ve dışta bütün hızıyla devam ederken, 04 Kasım 2014 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde Barkın Şık imzalı bir haber yer aldı:  
(“Bilindiği üzere; 24 Nisan 2015 tarihi sözde “Ermeni Soykırım” İddialarının 100. Yıldönümüdür. Ermenistan ve Ermeni Diasporası 100. Yıl hazırlıklarını büyük bir hızla sürdürmektedir.
Genelkurmay Başkanlığı resmi internet sitesinin tarihten kesitler bölümünde yer alan “Arşiv belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914- 1918” başlıklı bölümü siteden kaldırıldı.”
 Türkiye’yi söz konusu iddialarla ilgili zor günler beklemektedir.
Ancak, bu zor sürece rağmen, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı tarafından, Ermeni Soykırım İddialarına Yanıt Vermek Üzere hazırlanan ve Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yer alan Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914 – 1918 başlıklı 8 ciltlik çalışma Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinden kaldırılmıştır.)
Büyük Ermenistan’ı kurup Türkiye’nin Türk coğrafyası ile bağını kesebilmek için… Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Devleti’ni kurabilmek için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tasfiye edilmesi gerekiyordu... Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sanık sandalyesine oturtuluyor. Kimler tarafından?Erdoğan, Kılıçdaroğlu, Devit-oğlu, Kripto Ermenilerin partisi BDP’liler tarafından…
Uzun süredir; “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tapusu olan Lozan Anlaşması” üzerinden, büyük bir karalama kampanyası sürdürülüyordu. Çünkü Lozan Anlaşması ortadan kalkmadan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bölünemez. Yeni Türkiye dedikleri “Anadolu Federe İslam Sultanlığı”nı kurabilmek için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapusu olan Lozan yırtılmalıdır. Kuruluş felsefesi çöpe atılmalıdır. Bu alçak planı halkın gözünden kaçırabilmek için, sürekli suni gündemler yaratılıyor. Bizim oğlanların sivilleri de, o suni gündemler peşinde koşarak gerçekleri karartıyor.
Trajik olan şu ki;
Lozan’ı yenilgi olarak yorumlayanlar; hapse tıkılmış bir bebek katili olan uyuşturucu baronu Öcalan önünde diz çökenleri başarılı bulup alkışlıyor.  Atatürk’e dinsiz deyip Batıcı olmakla suçlayanlar; ABD, İngiltere, İsrail ile birlikte Haçlı Savaşına katılıp, Müslüman coğrafyayı kana bulayanlara destek veriyor.
Sessiz bir psikolojik harbin hedefinde beyin ölümü yavaş yavaş gerçekleşen halk, gerçek gündemden kopup, sanal bir yalanı kendi gerçeği gibi kabulleniyor.
 
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idam kararını veren kimdir biliyor musunuz? Ermeni Taşnak örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanıp hüküm giymiş, yabancı devletlerin baskısı ile serbest bırakılan bir Ermeni’dir.
“Yunanistan’dan 20 bin doktor getireceğiz” diyen güruhu, tarihin penceresinden irdelersek;
“Ermeni, Yahudi, Rum kökenli kripto azınlıkların”, belli bir amaç için, Müslüman kimliğiyle, ümmetçilerin içine gömüldüğünü anlarız.
 
Görevli, Cahil-yalancı dolmalara;
“Cahiller kendin aklar, alimler özün yoklar.”
16 Kasım 2014
zahide@zahideucar.com
Zahide Uçar
 
 
 
 
 
 
Zahide Uçar
Zahide Uçar`ın Kişisel Web Sitesidir.