Toplum mühendisliği

29.02.2016 20:50

İletişim araçlarını kullanarak, milyonları eğitebileceğimizi ve sonunda kararlarını etkileyip, doğru seçim yaptırabileceğimizi sanmak yanılgıdır. Böyle olabilmesi için, çok uzun vade gerektiği gibi; aynı zamanda, kitlenin eğitilirken, diğer şaşırtıcı sermaye medyasının bozguncu yayınlarına kapalı olması gerekiyor. Oysa açık toplum olduğumuzdan ve sermayeleri de çok olduğundan her türlü yıkıcı yayın, bizim kısıtlı olanaklarla yaptığımız doğru yayınlarımızı bastıracaktır. Onlarla, aynı maddi güce hiçbir zaman sahip olamayacağımızdan; asla onların yayın yaptığı kişi, kanal çokluğunu ve yayın yoğunluğunu gerçekleştiremeyeceğiz...

 

Tüm bunlara rağmen, bazılarımız, hâlâ propagandanın yararından ve gerekliliğinden söz edebilir; peki; bugüne kadar, o propagandadan hangi somut başarılı sonuç elde edildi? Hiç! Çoğunluk akılcı değil; maddi kanıtlı gerçeği merak etmiyor. Araştırmacı, kuşkucu kişilik yok; eleştirel düşünemiyorlar. Bilgilenip bizzat kendileri tutarlı olanı bulamıyorlar. Bu nedenle, bizim yaptığımız dar bir kesime gazete, dergi, kitap çıkarmak ve satmak; belli bazı blok kitleler üzerinde etkili olmak ve onları özel günlerde, bayramlarda, konuşmalarla coşturup zaman kaybettirmek olmuyor mu? Bizim dışımızda şaşırtılan çoğunluk akli yönden düşünce tembeli ve onlar ayakları yere sağlam basan gerçeklerle ilgilenmiyorlar; uçuk kaçık deli saçmalıklarıyla, kulaktan üfürmelerle uçuruluyorlar. Üstelik onların bu durumu, bizim gibi soyut teoride kalmıyor; anayasayı ortadan kaldırma, devleti yıkma gibi somut, bozguncu, yıkıcı, dehşet saçan icraatlarla uygulanıyor. Demem o ki, eleştiriyle beraber; özeleştiri yapmanın da zamanı geldi ve geçiyor. Artık iş, sadece soyut bilgilenme bilgilendirme kısmında kalmamalı; bizzat onlar gibi biz de somut karşı eylemde bulunabilmek için hazırlanmalıyız. Bunu yapabilmek için sivil savunma yapılanması, acil, yaşamsal ihtiyaçtır…

 

Birini eleştirmek, onu ciddiye almak, önemsemek ve eksik bilgisinden dolayı yaptığı yanlışı düzelteceğini umarak bilgilendirmektir. Ancak bu durum, AKP için söz konusu olamaz. Çünkü AKP, ne eleştirilecek ciddiyettedir, ne de önemdedir. Ayrıca, AKP’nin yanlışları bilgisizlikten değil; kasıtlıdır. Yani onlara hangi bilgiyi öğretirseniz öğretin, o bilgilerin çoğunu zaten bildiklerinden, asla düzelmeyecekler. Hurafeci AKP’lilerin düzelmeleri için; yeniden doğmaları gerekiyor. Bu nedenle, Ermeni özür kampanyasına imza atan [1] Bekir COŞKUN gibilerinin çocukça nanik eleştiri yazıları bizleri oyalamamalı. Bunların, bildiğimiz AKP yanlışlarını, tekrar tekrar yazmalarının ne önemi var? Neden kendileri gibi sahte Atatürkçüleri, ulusalcıları, sosyalistleri, liberalleri deşifre etmiyorlar? Neden, sömürgeci sermayedarların denetimindeki devletlerin (BMGK daimi üyesi İngiltere, Amerika, Rusya, Çin, Fransa) uluslararası blok anlaşmalarını ve amaçlarını yazmıyorlar. Sömürgeci sermayedarların denetiminde, özenle belirlenen yöneticilerin, tarım arazilerini bu tekellere devretmeye hazırlandığını neden yazmıyorlar? Sömürgecilerin, özenle yerleştirdiği yöneticilerinin sağlığı özelleştirmesi nedeniyle, hastalanma durumunda, herkesin parası kadar tedavi göreceğini neden yazmıyorlar. Ve bunun sadece sağlıkta değil; eğitimde de aynen olacağını eklemiyorlar. Yani, üniversitelerin de vakıf üniversitelerine dönüşmesiyle, akademisyenler, bilimsel düşünceyle değil; kendilerinin üzerlerindeki bu çıkar ağının duyarlılıklarına göre hareket edecekler. Bu aşağılık, satılık durum, bunu yazamayan sermaye medyası gazetecileri için de geçerli. İşte bu gerçekleri yazamazlar. Asıl bilgi, bunlardır...

 

Demem o ki, özen göstereceğiz; idealist olacağız; saf yapı kuracağız. Bu tutumumuzu gördüklerinde, hata yapma şanslarının olmadığını; hata yaptıklarında bizim için anında işlerinin biteceğini bilecekler ve heyecandan bacakları tir tir titreyecek. Böyle maymunların, insanımızı enayi yerine koyup milletimiz üzerinden geçinmelerini sağlamamalıyız. Onları şöhret yapmamalıyız. Tek bir yanlışlarını gördüğümüz anda, kıçlarını tekmeleyip bir kenara atmalıyız ve orada ebediyen büzüşüp kalmalılar...

 

Bekir COŞKUN’un bir başka uyarlaması olan ve 3 Ekim 2013 tarihinde, Halk TV`de yayınlanan "Halk Arenası" adlı TV programına katılan Yılmaz ÖZDİL, Tayyip’i savunan çıkışıyla insan fetişi muhalifleri şaşırttı. Suriye Devlet Başkanı Beşar ESAD’ın, Tayyip’e yönelik eleştirilerinin yer aldığı söyleşinin yayınlanmasının ardından konuşan ÖZDİL: “Bu lafların bu Ortadoğu kasabına (ESAD’ı kast ediyor) yedirilmesi lazım” diye sözlerine başladı. Ardından “Hiçbir Ortadoğu hacıvatının çıkıp Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına hakaret etme hakkı yoktur” diye devam etti. Aynı programda ÖZDİL, yine şunları söyledi: “Bu Beşar ESAD dediğimiz adamın arkasında Rusya, Çin, İran gibi demokrasiyle alâkası olmayan ülkeler var.”

Bay ÖZDİL’e sormalı: asıl Ortadoğu kasabı kim? Ameri-kanın Irak işgalini ve diğer ülkeleri karıştırmasını destekleyerek 2 milyon 300 bin Müslümanın ölümüne neden olan kim? Beşar ESAD’ın eleştirileri; somut tarihi gerçeklerdir. ESAD’ın arkasında, Rusya, Çin, İran varmışmış; ÖZDİL’in bu ifadelerinden ne anlamalıyız? Rusya, Çin, İran gibi ülkeler olmasaydı; Suriye’ye demokrasi mi gelecekti demek istiyor. AB-D sömürgeciliği, demokrasi mi getiriyor; Irak’taki demokrasiyi, Bay ÖZDİL çok mu beğeniyor; bunu mu anlamalıyız…

 

Demem o ki, Haber Bölücü, CNN Bölücü, N TV gibi, patronlarının, sömürgeci sermayeyle ortaklığı bulunan televizyon kanallarının plazalarında, kukla oyunlarıyla çakma muhalifleri göstermelik kavgalarla insanımızın gözünde kahramanlaştırıyorlar. Tabii o arada, alt metinlerde verdikleri zararlı mesajlarla bilinçleri sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda şekillendiriyorlar. Gerçekte bu insanlar kukla; amaç, laf sokmayla muhalif tabanı oyalamak, şaşırtmak; muhaliflerin gazını almak için bunlar sahneye atılıyor. Madem çok iyi ve yararlılar, daha önce hiç bilmediğimiz; yeni, ilk, ne söylüyorlar ve somut ne yaptılar?

 

Artık her yerde ayrım yapmanın zamanı geldi. Ne çarpışan iki kötüden birini tercih edeceğiz; ne de indirgemeci yaklaşımlarda karşı karşıya getirilen olumluların birinden vazgeçeceğiz. Psikolojik harekât merkezindekiler, bundan sonra iyi düşünsün; dâhiyane yöntemler geliştirsinler!

 

Olay şu ki, aynı anda her yerden ateş altındayız; ancak bu ateşlerin çoğu taktiksel ve oyalayıcıdır; yani önemsizdir. Biz, bu ortamda, küçük ve önemsiz olumsuzlarla telaşa kapılmadan; düşmanın asıl önemli amacını gözden kaçırmadan yapacağımıza odaklanmalıyız. İsrail`in güvenliği ve bölgenin her türlü sömürülmesi için, düşmanın asıl hedefi: Bölücü anayasadır.[2], [3]

 

Ey milletim, düşmanın merkez karargâhını sana gösteriyorum; barutunu boşa harcama!

 

Bu ahvâl ve şerait içinde, tarihe bu notu yazmayı gerekli görüyoruz: Şu iyi bilinsin ki; kim sömürgecilerin gönüllü hamalıysa, biz onunla uğraşacağız; hangi konumda olduğu; hayata nasıl baktığı; umurumuzda değil. Bizim için: Hain, haindir! Hainlere hatırlatmakta yarar var: Vatana ihanetin nedeni değil; bedeli olur. Ayrıca; Başkomutan Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK’ün dediği gibi: "Haine merhamet, vatana ihanettir!"

 

Biz, Bursa Nutku’ndaki cumhuriyetin koruyucuları olarak, kendimizi yetiştiren akılcı bireyleriz. Müritler gibi, birilerinin peşine takılıp tarikat şeyhlerini savunmayız. Ancak bu anlayışla, cumhuriyet vatandaşı olunur! Biz, gelişmiş, yetkin bireyler olarak; girişimci ve etkin kişilikteyiz. Bir başka ülkenin adayacağı sömürge valisi gelecek, değneğiyle bizi bir araya toplayıp bi yöne sürecek; olmaz öyle şey! ATATÜRK`ün özgün, akılcılık ışığıyla yetişen nesle bu yakışmaz! Biz, kendi liderliğimizde, yalnız kendi bağımsız karar ve icraatlarımızla kurtuluşa kavuşuruz…

 

Biz, ne zaman, nerede, nasıl, neden, neyi yapacağımıza bizzat kendimiz; öz irademizle, bağımsız karar vermeliyiz. Kullanılmış, yıpratılmış artıklardan medet ummak akıldışıdır. Birikimli, yetkin, yeni, en önemlisi geçmişi tertemiz; yabancılardan burs almamış ve kurslarından geçmemiş; özgün, akılcı gençlerle yola çıkmalıyız. Önce ilkeler ve ilkeleri uygulayacak kadro bizzat taban tarafından belirlenmeli. Birilerinin çıkmasını beklemek yanlış olur, lideri ve yapacaklarını millet dayatmalı. Yani taban belirleyici olmalı...

 

Deniz KAÇAĞAN

 

Kaynak:

[1] http://www.guncelmeydan.com/pano/ermenilerden-ozur-dileyenler-yilmaz-dikbas-t32478.html

[2] M. Seymour HERSH – Plan B; The Newyorker dergisi; Haziran 2004

[3] Ralph PETERS - Kanlı sınırlar; Armed Forces Journal-AFJ dergisi; 2006