Seyyar mezarcınız geldi hanım

02.02.2017 19:56

Feragat özel hukukta olduğu gibi devletler hukukunda da tek taraflı irade ile sonuç doğurur ve hakkı ortadan kaldırır...

 

Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu toprak uluslararası sözleşme ile Türkiye Cumhuriyeti toprağı olarak kabul edildiydi. Yetkili yöneticilerin gerçekleştirdiği harekâtla, Süleyman Şah’ın naaşını ve eşyalarını alarak söz konusu Türkiye Cumhuriyetine ait toprak parçasını hiçbir çekince, şart ve kayıt ileri sürmeksizin terk etti. Yani bu, Türkiye Cumhuriyetine ait toprak parçasının üzerindeki egemenlik hakkından tek taraflı feragat demektir. Bu işlemin hukuken sonuç doğurması için Suriye ve diğer devletlerce kabul edilmesi de zorunlu değildir.

 

Yetkili yöneticilerin, terk ettiği Türkiye Cumhuriyetine ait toprak parçasının yerine Suriye’nin egemenliğindeki bir başka toprak parçasını türbenin yeniden inşası için kullanamaz. Türkiye “Eşme” bölgesinde Devletler Hukukuna göre işgalci konumunda olup, işgal uzun süreçte Suriye ve bölge ülkeleriyle birçok sorunu beraberinde getirecektir...

 

Yetkili yöneticiler açısından toprak terki iç hukukta bir başka vahim sonuca işaret eder. Meclis kararı olmaksızın; Süleyman Şah Türbesinin boşaltılması, terki ve yıkımı kararını veren başta AKP olmak üzere tüm icracı unsurlar; TCK 302 maddesinde düzenlenmiş ülke bütünlüğünü bozma suçunu işlediler...

 

Bu hükme göre: “Devlet topraklarının bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet yönetiminden ayırmaya yönelik bir eylem gerçekleştirenlere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılır”

 

Yetkili yöneticilerin; “Terk edilen toprak yerine bir başka toprakta yer tuttum” diyerek savunmada bulunması da mümkün değildir. Çünkü türbenin boşaltılmasıyla haktan tek taraflı feragat edildiği gibi, taraflarca ve hakemle onaylanmamış herhangi bir anlaşma olmaksızın o ülke içindeki topraklarınızı canınızın istediği şekilde yer değiştirerek gezdiremezsiniz. Bu bir işgaldir ve keyfinize göre terkedilen alanın karşılığı diyerek yasal hiçbir hukuki sonuç alamazsınız. AKP’liler bu defa “Ben siyasi bir karar verdim” de diyemeyecek. Yetkili yöneticilerin icraatlarına yönelik açılacak davalardan biri de bu olması gerekir...

 

Yetkili yöneticilerin türbe kaçırma harekâtı sırasında, bölücülerin Suriye kolu PYD’yle yardımlaşarak sömürgecilerin kiralık tetikçisi ÖCALAN’ın paçavrasının gölgesinde Ayn El Arap’ta sandukayı kondurması bir başka hezimettir.[1] Ayrıca, türbe kimlerden ve neden kaçırıldı? Hangi tavizlerle bu aşamaya gelindi? Bu olaylar zincirini incelediğimizde yine yetkili yöneticilerin sorumlu olduğunu görüyoruz. Hatırlatmak gerekirse, Mart 2011 yılından beri Suriye’yi bölmek için sömürgeciler muhalifleri AKP aracılığıyla eğitip silahlandırıyor. Bu yönde Amerika’yla yapılan eğit-donat anlaşmasının haberleri yandaş medyada bile çıktı. Daha önce durdurulan tırlardan, 17-25 Aralık hırsızlık soruşturmalarından ve Abdülkadir SELVİ’nin, 22 Ocak 2014 tarihinde Yeni Şafak’ta yayınlanan “Tırlar hangi tarihten bu yana gidiyordu” başlıklı yazısından; El-Nusra, IŞİD gibi büyük İsrail’e hizmet eden terör gruplarının nasıl silahlandırıldığını aklı başında, okuduklarını anlayan herkes gerçekleri zaten belgeleriyle öğrendiydi…

 

Bazı AKP’liler, bu grupların PKK’ya karşı kullanıldığı lakırdısını ediyor; öyleyse bu gruplara karşı neden savaşıp mezar taşınıyor ve toprak terk ediliyor? Ayrıca, PKK’yla savaşılacaksa bu neden doğrudan yapılmıyor ve PKK’ya taviz verilerek bölücü altyapı şekillendirmeleri neden devam ediyor?

 

Gidişat gösteriyor ki, AKP döneminde Süleyman Şah mezarının bulunduğu alan ilk toprak kaybı olmadığı gibi, son da olmayacak. Daha önce 154 ada ve kara parçasını Yunanistan’a bırakan AKP; Sivas’ın ötesi söylemleriyle de ülkemizin haritasını vatandaşlarımızın algılarında kesip biçiyor. Bazıları “Sivas’ın ötesine gidemeyenler” diyerek neyi kast ediyor? Vatanımızın bir kısmını verdiler mi? Gelecekte ülkemizin bazı yerlerine pasaportla mı gideceğiz? Şu anki Türkiye haritası nasıl bir şekil aldı da bizden saklanılıyor? Her şeyi, olup bittikten sonra mı öğreneceğiz?

 

Açık kaynaklara yansıyan bilgilere göre, bölücü çözüm sürecinde, 25 şehirde asker ve polis; kışla ve karakollara çekildi. Sömürgecilerin kiralık tetikçi çetesi, bölücü terör örgütü PKK; yol kesiyor, kimlik kontrolü yapıyor ve hatta kendilerince vergi (haraç) topluyor. Tüm bunların yanında devlet, kurumlarıyla adeta yok görünümünde; 8 milyon vatandaşımız, 135 bin KM kare vatan toprağı PKK’ya verilmiş havası yaşatılıyor. Beleş yaşamaya alışmış, fatura ödemeyen bölücülerin elektriklerini, anında keseceklerine, tükettikleri yıllık 2 milyar dolar elektrik tutarını, hukuka uyan vatandaşlarımıza ödettiriyorlar…

 

TCK’ya göre şiddet çağrıları suç olmasına rağmen; şiddet çağrıları yapan bölücü terör örgütü PKK sempatizanları yargılanıp tutuklanmadığı gibi, bölücü paçavraları açan, gösteren, taşıyan ve sömürgecilerin kiralık tetikçisi bebek katili ÖCALAN lehine sloganlar atanlara, AKP’nin bölücü “çözüm süreci” zarar görmesin diye polis geçmişte müdahale etmedi. Bizzat AKP sayesinde yeşertilip geliştirilen ve büyütülen bölücülüğe karşı, iç güvenlik yasa paketiyle güya önlem alınacakmış. Yukarıda bazılarını yazdığımız, AKP’nin geçmiş uygulamaları gelecekte olacakların kanıtıdır ve hiç kimse, düşünmeden söyledikleri yalanlara bel bağlayacağımızı sanmasın…

 

Deniz KAÇAĞAN

 

Kaynak:

[1] 24 Şubat 2015 tarihli Sözcü gazetesi