Örgüt İsyan mı etsin?

CHP`nin 18. Olağanüstü Kurultayına giderken,

27.08.2014 00:00


CHP`nin 18. Olağanüstü Kurultayına giderken, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Parti Meclisi üyeliği için sanatçı Pelin Batu, haber sunucusu Şirin Payzın ve SP’li Mehmet Bekaroğlu gibi parti dokusuna uymayan isimlere teklif götürmesine CHP üyeleri ayaklanmış durumda.

 

Gerek sosyal medyadan gerekse köşe yazarlarının yazdıklarından, CHP`de ciddi bir arayış olduğu hemen göze çarpıyor. Bu arayış yalnız sadece Kılıçdaroğlu`na dönük bir memnuniyetsizlik ya da salt tepki şeklinde kendini ifade etmiyor,  CHP`deki çalkantı, yol gösterici önerilerin de çokça olduğu hemen fark ediliyor.


Ana temanın `parti içi demokrasi` olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 


Ama CHP’de yaşananlar öyle sanıldığı gibi, ön seçime indirgenen bir `parti içi demokrasi` talebi değil. Örgüt emekçileri partinin otoriter, bürokratik, antidemokratik yönetim tarzına, saydam olmayan, siyasi etik değerlerle örtüşmeyen örgüt işleyişine de tavır koyuyor. 


5-6 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek kurultayın çözüm getirmeyeceği de öne çıkan tespitler arasında.


Bu nedenle parti içi iktidar çekişmesinin partiye bir dinamizm katmadığı, bilakis enerjisini tükettiği çok açık şekilde gözüküyor... Özellikle paraşütle genel merkez koltuklarına oturan, milletvekili olanlara ise bilinçli bir tepki hatta öfke var CHP örgütünde…


Parti Meclisi Üyelerinin belirlenmesinde tek başına genel başkanın belirleyici olmasını istemiyor CHP üyesi. Parti yöneticilerin özellikle örgütten gelmesini tercih ediyor…  Hele, kurultay ve seçim dönemlerinde MYK kararıyla apar topar CHP`ye kaydedilen ve hemen arkasından yön verici pozisyon elde edenlere, PM Üyesi, Milletvekili yapılanlara karşı bir alerji var tabanda. Haksız da değiller. Nitekim geçen dört sene içinde CHP`ye monte edilenlerin başarı çizgisine bakıldığında, bu partinin ileri taşınmasında katkıları olmadığı, aksine kargaşa ortamına yol açtıkları artık iyiden iyiye görülüyor.

                                                        ***
CHP üyesindeki hassasiyeti iyi okuyan Muharrem İnce`nin, genel başkanlık yarışında `parti içi demokrasi`nin önemine vurgu yapması da bundandır.


Mizahi bir dille Kılıçdaroğlu`na yüklenirken bu mahut sorunun altını çizmesi, CHP üyesine pek inandırıcı gelmiyor kuşkusuz. İnce`nin popülist dilinin, attığı nutukların, yaptığı şirinliklerin CHP örgütünde bir karşılığı var tabii. Ancak, iş ciddiye bindi mi sadece hoş bir seda olarak kalıyor kulaklarda. Evet, İnce`nin geçen dört sene içinde CHP`deki yönetimsel ve örgütsel sorunlara eğilmeyip şimdi `parti içi demokrasi`yi diline pelesenk etmesi de örgüt çevrelerince adeta yadırganıyor.  Adaylık çıkış biçimi de örgütlere danışmadan bireysel bir çıkış olarak ben endeksi bir tavır olarak gözüküyor açıkçası.

 

Burada İnce`nin fonksiyonunun daha çok CHP`de biriken ve dipten gelen öfkeyi yatıştırmaya dönük bir işlev olarak değerlendirildiğini söylemek mümkün gibi geliyor bana.


Kılıçdaroğlu cephesinde ise durum daha vahim.

 

Başarısız olduğunu kabul etmek yerine türettiği yeni hikâyelerle vaziyeti kurtarma çabası içinde olan bir genel başkan var karşımızda. Ama giderek otoriterleşen bir yönetim anlayışının diline vurduğu da dikkat çekiyor doğrusu. Kılıçdaroğlu`nun içinde bulunduğu ruh halini, Fatih Çekirge`nin röportajı iyi yansıtıyor (Hürriyet, 25 Ağustos 2014).


O röportajda şöyle diyor Sayın Kılıçdaroğlu; “… Ben diyorum ki, oylarını anlamlı bir oranda düşüren genel başkan gitmelidir. Elbette amaç iktidar. Ben eğer anlamlı bir oy kaybı yaşatırsam giderim.” 

Çekirge soruyor: “Anlamlı oy kaybından kastınız nedir?”

Cevap: “Yani öyle sıfır noktalı falan değil. Birkaç puanlık bir kayıptan söz ediyorum. Şu ana kadar biz partide bir oy artışı yaşadık… Elbette yeterli değil. 2015 için önümüzde ciddi bir hedef var.”


İnce`nin, “iki seçimde partimi iktidara taşıyamazsan çekilirim” açıklamasına Kılıçdaroğlu`nun böyle karşılık vermeyi tercih ettiğini anlıyoruz da, kendi içinde bu kadar çelişkili ifadeleri nereye oturtacağız? 


Zira her iki genel başkan adayı da kendini merkez alan bir tutum içindedir ki, bence çok yanlıştır. Başarıyı kendine endeksleyen bir anlayışa yer yoktur sosyal demokrat partilerde…

 

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin Bey`i (dışarıdan dayatma ürünü olması zaten başlı başına bir sorun da, neyse…) aday gösteren Kılıçdaroğlu, CHP seçmenine nasıl seslenmişti?


Tıpış tıpış sandığa gideceksiniz.” E, ne olacak şimdi, gitmeyenler oldu işte!
Peki, risk aldığını söyleyen Kılıçdaroğlu neden tıpış tıpış gitmiyor da zaman kazanma manevralarına tevessül ediyor? Anlamak güç hakikaten…
Kılıçdaroğlu`nun, oy artışı sağladığı iddiasına ise girmeyelim; çünkü başarı anlamında hiç bir şey ifade etmiyor. Başarı net bir şekilde seçimi almaktır.


Çok açıktır ki CHP`deki asıl sıkıntı, genel başkan kalacağım, gerekirse bunu dayatmayla yapacağım diyen bir merkez yönetim anlayışı, demokrasi ile bağdaşmayan tutum ve davranışlardır. 

Gidişat ise bu sorunu çözmeye dönük olmayıp, otoriterleşmeye gaz verir mahiyettedir. 


Görünen odur ki; Kılıçdaroğlu başarısızlığını, merkez yönetimi güçlendirmeyi hedefleyen tüzük değişikliği ile örtmeye çalışmaktadır. Kurultay delegeleri de siyasi gelecekleri için ses çıkaramamaktadır bu yaklaşıma.


Nereden mi çıkarıyorum bunu? Fatih Çekirge`ye söylediklerinden…
Kılıçdaroğlu, `parti disiplini` anlayışını şöyle dile getirmiş: “Partide bir disiplin olmalı. Tüzüğümüze birkaç yeni madde koyacağız. Eğer parti yetkili organı bir karar almışsa, artık partili o kararın arkasında duracaktır. Hayır, durmuyor da aleyhte çalışıp konuşuyorsa… Gider arkadaş…”


Hey maşallah, sosyal demokrat CHP`de hedeflenen yönetim anlayışına bakın hele…
Yani başarısızlığını ve basiretsizliğini kendine dert etmek, parti içi işleyişten kaynaklanan sorunların çözümü için örgüt aklını devreye almak yerine, `parti disiplini` sopası ile üyeyi hizaya sokmayı çare gören sosyal demokrat bir lider.


Kılıçdaroğlu`nun bir kere gözden kaçırdığı temel husus, yapısal sorunları olan bir partide `parti disiplini` ekseninde yaptırım uygulayarak hiçbir çözüm üretilemeyeceğidir.


Kaldı ki, saydam, demokratik, dürüst yönetilmeyen, örgüt işleyişi sağlıklı yürütmeyen bir partide `yetkili kurul` kararlarını yüceltmek, üyeyi kendine payanda görmekle eşdeğerdir.


Yani: Ekmeleddin Bey seçilecek, seç! Bunları PM üyesi, şunları milletvekili yapıyorum, sesini çıkartma kabul et!

 

Sandığa git oyları kontrol et!

Kılıçdaroğlu CHP`yi kendi malı sanıyor herhalde? Anlamakta güçlük çektiğim bu cesareti nereden alıyor diye de merak etmiyor değilim açıkçası. Yapılanlara, yaşananlara, hatta parti içi uygulamalarına bakınca “örgüt isyan mı etsin ?” demek zorunda kalıyorum.


Şu kadarını söyleyeyim: RTE`nin ruh hali bozuk diyenler bir de Kılıçdaroğlu`na bakmalı bence!