Kamil Abdüş Gölü

Kamil Abbas Gölü ağlıyor, Kamil Abbas Gölü yetkililere haykırıyor, Kamil Abbas Gölü Belediyeye isyan ediyor! “Bu dünya yalnız bizim değil” sloganının gelecekte bir şey ifade etmeyeceğini bugünden görebilmek gerekiyor.

02.08.2014 22:11

Kamil Abdüş Gölü…

Canlıların yaşamı için su olmazsa olmaz unsurların başında geliyor. Hemen hemen tüm uygarlıklar mutlaka bir “suyun kenarında” ortaya çıkmış ve gelişmiş. Sanırım insanın genlerinde de bununla ilgili bir şey var. Çünkü nerede olursa olsun, insanlar gezerken ya da yolculuk yaparken hep “su kenarlarını” ararlar, bulurlarsa oralarda konaklarlar.

Gördüklerimi anlatmadan önce size internette yaptığım taramadan elde ettiğim kimi bilgileri paylaşayım. Vikipedi, ve bazı başka kaynaklardan topladığım bilgilere göre gölle ilgili şunları söyleyebilirim:

 

“Kâmil Abduş Gölü, Tuzla Gölü ya da Balık Gölü”, İstanbul`un Anadolu Yakası`nda, Tuzla ilçesi kıyısında bulunan bir lagün gölüdür.

 

Yaklaşık 300 hektarlık bir alan kaplayan göl, doğal ve yapay engellerle denizden ayrılmış durumdadır.

Tuzla`nın kıyı kesimine tersanelerin kurulmasıyla doğal dengesi bozulmaya başlayan göl, 2001 yılına gelindiğinde tümüyle kurudu. Kuşların üreme merkezi olan göldeki tüm canlılar bölgeyi terk etti.

Gölün üzerindeki adacıklar 

Üzerinde yüzlerce yüzen adacık bulunur. Bu adacıklara kopak denir. Kopaklar kalınlaşan kamış köklerinin topraktan ayrılarak üzerine zamanla rüzgarın etkisiyle toprak birikmesiyle meydana gelir. Bazı kopaklar o kadar büyüktür ki üzerlerinde balıkçı ve kamışçıların geçici evleri bile bulunur.

Yerel Yönetimlerin Çevreye Duyarsızlığı... 

Kamil Abbas Gölü, bir zamanlar kuş cenneti görünümünde ve yüzeyinde suçiçekleriyle bezenmiş bir bahçe ve tuz çıkararak ülke ekonomisine katkı yapar iken, bugün yanına yaklaşılmayacak kadar kirletilmiştir.

Günümüzde küresel ısınmanın etkisiyle ve özellikle su kaynaklarının bilinçsiz kullanılmasıyla göl küçülmeye ve yok olmaya başlamıştır. Yerel yöneticilerin vurdum-duymaz ve basiretsizliği ve seçim dönemlerinde sözde vaatlerden başka bir şey yapmamışlaradır. Böylece Kamil Abbas Gölüne su aktarılamamış bu da Gölünün sularının çekilmesine sebep olmuştur. Bu nedenle Türkiye`nin en güzel göllerinden biri olan göl yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.

Göl 1929 yılına değin İstanbul`un tuz gereksini mininin karşılandığı bir tuzla olarak kullanılıyordu. Göl çevresindeki araziler nüfus mübadelesiyle Yunanistan`dan gelen bir çiftçi olan Kâmil Abduş`a verildi. Kişinin burada bir çiftlik kurmasıyla bölge ve buradaki göl, çiftlik sahibinin adıyla anılmaya başlandı.

Kamil Abbas Gölü artık yok! 

Çorak bir arazi görünümünde olan Kamil Abbas Gölünü Tuzla’da ikamet eden kime sorarsak öyle bir yer mi var diyerek, tepkilerini gösterenlerle karşılaştık. “Artık Kamil Abbas Gölü yok!”

Gölde atıklarla oluşan kirliliği arıtmak için atılan bir çabanın olmadığını tüm Tuzla’lılar her vesile ile dillendirmekte, Tuzla Belediyesi’nin bu konuda 1992 yılından beri bir adım atmadıklarını söylemektedirler. Suyun kenarına oluşan bataklıklar nedeniyle artık yaklaşmanın olanaksız olduğunu, varılan yerlerde ise kokudan durulamadığını eklediler.

Sonuç şu: Kamil Abbas Gölü artık yok. Peki bundan çıkarılacak ders ne?

Yeryüzündeki hiç bir şey yalnız bize ait değil. Doğaya ne yapacaksak hep gelecekte ne olacağını düşünerek yapmalıyız. 
Küresel ısınmanın herkes tarafından kabul edilen istenmeyen sonuçlarının oluşmaması için herkese sorumluluk düşüyor ve herkesin yapması gereken pek çok şey var. Sonrasında “ahlanıp vahlanmamak” için çevremizde ne olduğunu ve buna ne kadar kendimizin yol açtığını anlamamız ve bunun için en azından doğru çözümleri uygulamamamız, yapabileceğimiz her türlü katkıyı sunmamız gerekiyor.

Çünkü “Bu dünya yalnız bizim değil”. Ama bu sözün anlamını çok uzak olmayan bir dönemde yitirebileceğini iddia etmek de mümkün. Her şey “insan soyuna” onu yakın çıkarı için egemenliği altına almış “küresel kapitalizm”e bağlı

 

Kamil Abbas Gölü’nün Son Günleri:

Hiç mi yok bir nefes üfleyecek Anadolu yiğidi?                                                                                                                          İçinde bir çift mart, birçok kuş gördüm.                                                                                                                                         Gördüğüm kuşların hepsi de milyon yaşında. Anadolu Akdeniz’i terk ettiği günden bu yana. İki martı, birçok kuş sesi burada yankılanıyor.                                                                                                                                                                 Son iki martı gözlerime bakıyor. Bu bakış son bakış. Tekrarı yok. Sebebi ortada. Gölü terk eden binlerce başka kuş gibi, gidecekler. Döl vermeden ölecekler.

Karşımda tozdan bir ova gördüm.
Hepsi hepsi on yaşında. Suyunu çaldığımız günden bu yana. Göl yok olmakta.
Son damlalar yüzüme yansıyor. Son bakış. Tekrarı yok. Sebebi ortada.
Ovayı dolduran öteki damlalar gibi, gidecekler. Göl olamadan bitecekler.

Belki bugün. En geç yarın. İki milyon yıllık takvimin son dakikasında.

Bir ağıt yakayım dedim. Gözümdeki nem gölden utandı. Kurudu.

Gazetelere baktım. Daha çok utandım. Hakikat ne, yazanlar ne?

Ey laik, islamcı, alevi, sünni, sosyalist, kemalist, demokrat, asker!
Ey köylü, şehirli, türbanlı, başı açık, tarikatçı, modern!
Ey Türk, Kürt, Laz, Arap, Çerkes!
Ey memur, vekil, Bakan, Başbakan!
Ey fakir, zengin, ünlü, ünsüz, âlim, sanatçı, gazeteci, öğretmen, çiftçi!
Ey bu toprağın insanı!
Hepimizi emziren ana sütten kesiliyor. Suyu kayıp. Toprağı yorgun.
Aşağıda kök kururken, üstte bahar açar mı?

Ey bu toprağın anası, babası!
Bir evladın can veriyor. Yaşı iki milyon. Adı:  Kamil Abbas.
Toz bütün gölü kaplasa da, vicdanına sığar mı?

Yazı: Burhanettin Yılmaz

yurteposta@gmail.com

burhaneposta@gmail.com