İhanetin Adı Dün Demokrat Parti, Bugün AKP

Siyasetin karşılığı hizmet etmek, politika ise ikna etmektir…

03.01.2015 00:00

Siyaset bezirgânı bazı politikacıların yaptığı ise karşısındaki insanı yalanla da olsa kendisine inandırmak demektir. 


Bizim siyaset bezirgânı politikacılarımızın yalanına baktığımızda, tek seslidir, tartışılamaz, karşı çıkılamaz. Buyurgandır; kasvet, zulüm ve acımasızlığı içerir. Hayatımızı karartır, damarlarımızı kurutur…

Şimdi, zeytin ağacının Yahudi ağacı olduğu biçiminde bir kara propaganda ile Anadolu’nun yaşam ve sağlık kaynağına saldırıyorlar. Zeytinlikleri kesiyorlar.
Onlarca yıl benzer yalanlarla Amerikan mısırözü yağıyla, Hollanda margarini ile insanların damarlarını tıkadılar, kalp hastalıklarını Anadolu’nun kaderi yaptılar. Emperyalist tekeller ile onların yerli yardakçıları, bezirgânlar kazandılar, halk kaybetti. 

 

Zeytin’e saldırıların kaynağı Demokrat Parti dönemine kadar gider. O dönemde, başta zeytin üreticileri olmak üzere, çoğu kimse tehlikesinin farkında değildi… Demokrat Parti iktidarı bu gün olduğu gibi, emperyalizme açtığı yeraltı ve yerüstü kaynaklarından keseyi doldururken bir kısmını da taşra tefeci bezirgân zümresine dağıtıyor, kapitalist pazara açılan kırsal alanda aracı sınıflar iyi para kazanıyorlardı. ABD, işbirlikçi Demokrat Partinin kendisine sunduğu yeni pazara girerken halka söylenen yalanlar o günlerde ‘’Zeytin ‘’ile başlamıştı: “Zeytinyağı  ısınırsa kanser yapar”  deniyordu. Oysa, zeytinyağı, en zor yanan sıvı yağdı. Zeytin Akdenizliydi, Egeliydi, Anadoluluydu; ilk anavatanı, Mardin, Kahramanmaraş ve Hatay üçgeniydi. Bütün ağaçların ilkiydi ve insan sağlığına en yararlı ağaçtı.

 

Dünyanın en büyük mısır üreticisi olan ABD, mısırözü yağı ihracatını Marshall Yardımı koşullarını kullanarak yapıyordu. “Ekonomik kalkınmanızı bize bırakın!” demişti.

 

ABD’nin Türkiye’den ilk isteği kendilerinden mısırözü yağı almamız olmuştu. Baskılardan dolayı; “Biz bir tarım ülkesiyiz, ülke olarak mısır üretiminde de önemli bir gücümüz var, sizden neden mısır yağı alalım” diyen olmadı. Ya da bunu söylemek isteyenler susturuldu.

 

“Bu zeytinyağı zararlı ise Amerikalılar peşin dolar verip niye zeytinyağı alıyor” diye sormak da kimsenin aklına gelmedi.

 

12 Kasım 1956 tarihli tarım anlaşmaları sonucu ABD, Türkiye’nin zeytinyağı ihracatını, önce yılda 10 bin, sonra 6400 ton ile sınırladı! Eğer zeytinyağı ihracatı ABD’nin izin verdiği miktarı aşarsa Türkiye, ABD’den aynı miktarda hidrojen iyonu katılarak katılaştırılan bitkisel yağ, yani margarin satın almak zorundaydı! Çünkü “dostumuz ABD!”, insan sağlığına çok yararlı (!) nebati yağlarının satışının etkilenmesini istemiyordu!

 

Halkın üretimini ipotek altına alan Demokrat parti iktidarı Zeytinyağı için verilen talimata uymasına rağmen izinsiz buğday ihraç edince, Amerika’nın o dönem Ankara Büyükelçisi olan Fletcher Warren, 20 Ocak 1958’de Menderes Hükümeti’ne nota vermişti.

 

Sonuç olarak, ABD emperyalizmi savaş alanlarında yapamadığını, işbirlikçi Demokrat Parti iktidarında yaparak tarımımızı ele geçirdi. Bunu yaparken aynen Osmanlı İmparatorluğuna dayatılan ve çöküşü hızlandıran kapitülasyonlara benzer bir şekilde; gümrük vergisi, özel idare ve belediyelere ait vergiler, resim ve harçlar, sundurma ve antrepo ücretleri, rıhtım resmi ve rıhtım ücretlerinden muaf tutuldu.

 

Konu sadece Mısırözü yağıyla sınırlı kalmadı. Soya fasulyesi üretiminde dünya birincisi olan ABD, Türkiye’ye soya yağı ihracatına başladı. Bu yağların büyük kısmı margarin yapımında kullanıldı. Doymuş yağ asidi içeren margarinin damar sertliği yaptığı söylenmedi. Etkileri günümüzde de devam eden kalp damar hastalıklarının temelinde onlarca yıl tereyağı ve zeytinyağı yerine margarin kullanılması olduğunu söyleyebilecek babayiğitler de çıkmadı uzun süre… O sıralar, içinde domuz yağı içeren donmuş yağların Türkiye’ye girmesinden haberi bile olmayan bizim “dini bütün” ve işbirlikçi Demokrat Parti ve sonrasında Adalet Partisi ve Milliyetçi Cephe iktidarları ise, ülkenin emperyalizme peşkeş çekilmesine karşı koyan, “Bağımsız Türkiye” isteyen öğrencilere resmi ve sivil güçlere, kendilerini “milliyetçi” sanan ülkücü militanlara kurşunlatmayı görev bildi; onlarca öğrencinin, aydının kanına girdi.

İlk margarin fabrikası ABD’nin yardımıyla kurulmuştu.

Margarine alışkanlık o hale geldi ki, gün geldi, Şili’de de olduğu gibi, margarin kuyruklarıyla Ecevit Hükümeti yıkıldı.

 

AKP iktidarının 12 yıldır uyguladığı yıkım politikalarına bugünkü zeytin karşıtlığı damgasını vurmaktadır. Bugün, zeytin boykotu çağrısı sosyal medyada ne yazık ki yankı bulmakta, zeytin almamaya, ‘’Zeytin Yahudi ağacıdır’ denen kampanyalarla zeytine saldırı utanmazca sürdürülmektedir. 
Oysaki zeytin ve zeytinyağı sağlık kaynağıdır… Anadolu`nun batısında, güneyinde, deniz kıyıları ve iç bölgelerde kendini karşılık beklemeksizin halka adamış bir güneş- toprak-su-hava armağanıdır. 

 

Zeytinimize, toprağımıza, suyumuza, havamıza, kültürümüze, yani hem bedenimize, hem ruhumuza yönelmiş bu satılık saldırganlığa karşı Anadolu imecesiyle, kardeşçe karşı duracağız. Türkülerimizle, oyunlarımızla, öykü ve romanlarımızla, biz sanat ve edebiyat yalanlarından yana olacağız. Bu toprağa, bu güneşe, bu suya, bu havaya ve bizim geleceğimiz için toprağa düşmüş, ter dökmüş, sıkıntı çekmiş bizden önceki kuşaklara borcumuz var!

 

Dün Demokrat Partinin, bugün ise AKP’nin yaptıkları oyunu öylesine şaşkın şaşkın izlememeliyiz. Ülkemize yapılan ihaneti, emperyalizmime teslimiyeti görmezlikten gelemeyiz…

 

Derlenip toparlanmalı, geleceğimize sahip çıkmalıyız.