Çözüm Kişilerde değil, Halk Hareketinde...

CHP Örgütü olarak; 1946 yılından beri, girmiş olduğumuz seçimlerinden hep “başarısızlıkla” çıkmış durumdayız.

22.08.2014 00:00


Her geçen gün yaşamın zorlaştığı, işsizliğin, yoksulluğun, açlık ve sefaletin arttığı, insan hakları ihlallerinin yaşandığı, sosyal adaletsizliğin diz boyuna ulaştığı bir ülkede, hem de adı “sol” olan bir muhalefet partisinin böylesine üst üste yenilgiler aldığı BİR ÜLKE asla kabul edilemez. 

Sol bir parti (Sosyal demokrasi) emekten, eşitlikten, adaletten, dayanışmadan, insan haklarından, temel hak ve özgürlüklerden yana, katılımcı demokrasiyi savunan, birlikte üretip hakça bölüşmeye, örgütlülüğe, saydamlığa ve sürekli yenilenmeye inanır. Solun evrensel ilkelerini benimseyen, inançlarını savunan ve yaşama geçiren bir (sosyal demokrat) partinin böyle bir ülkede başarısız olması mümkün olamaz...  

Olmamalıdır. 

Peki, öyleyse bu yenilgiler neden? 

Bu yenilgilerin nedenlerini CHP örgütü olarak hep beraber irdelememiz.  Yaşadığımız olumsuzluklardan dersler çıkararak, eksikliklerden, yanlışlıklardan ve zaaflardan kendimizi, partimizi arındırmamız gerekmektedir. 

Öncelikle mevcut yönetim anlayışının sol seçmeni sandığa taşıyamadığı açıkça görülmüştür. Parti programında, “Emek ağırlıklı” bir parti olduğumuz yazılı olmasına rağmen, emekçi halk kitlelerinin partisi olmaktan uzaklaşılmıştır.  CHP yönetimi halkımızla, ideolojimizle ve programlarımızla yeterince organik bir bağ kuramamıştır.

Böylece solun doğal ortakları konumunda olan ezilen halk kesimlerin, partimize yönlenmesi sağlanamamıştır. Örneğin 1946 yılından beri her seçimde olduğu gibi, girdiğiniz bütün seçimlerde hep başarısız olduk. Yapılan seçimlerde kaybetmenin gerçek nedeni ortaya koyarak özeleştiri yapmak yerine, bir önceki seçimden daha başarılı olduk bahanesinin arkasına sığındık. Bu yenilgilerin gerçek nedenleri toplumsal taleplerden, sol söylemlerden vazgeçmek oldu. 

Vazgeçtik ve kaybettik.

Bu nedenle; Başta Genel Başkanlarımız Sn. Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi başta olmak üzere, hiç kimse girdiğimiz seçimlerde başarılı olduğunuzu iddia edemez... Etmemelidir... Bu siyasetin doğasına ters düşer. Çünkü başarı iktidar olmaktır, her seçimde bir-iki puan artırmak değildir. 

Günümüzde CHP yönetimi,  yaşanan gelişmeler karşısında kendi ilkelerine sıkı sıkıya sarılarak politika üretip kendini geliştirmek yerine, sağ partilerin savunduğu tezleri benimsemeye başladı. Böyle yaparak, seçmenin oyunu alacağını zannetti. Ancak halk orijinal (sağ) dururken, taklit yapan (sağcılaşmış sol) bir partiye yönelmedi… Yönelmez de. 


Burada demek oluyor ki;

Derhal partimizi sağ ideolojilerin etkisinden, IMF’ ci, özelleştirmeyi savunan çizgisinden ve AB’nin ve ABD’nin güdümünde yeşeren bir anlayıştan kurtarmalıyız. Devrimci, halkçı, sosyal adaletçi ve ulusal temelde politikalar üreterek, mücadele eden, ezilen halk kesimlerinin gerçek umudu haline getirmeliyiz. Halkla organik bağlar kurmalıyız.
 
Bütün dünyada sol partiler yükselirken, peş peşe alınan ağır yenilgilerden sonra, çağdaş sol ve sosyal demokrat partilerde yerine getirilmesi gereken ilk görev; partinin tıkanan kanallarını açmaktır. Bu durum da anlamsız parti içi egemenlik mücadelesine son vermeli ve partimizin kapılarını bütün demokratik, sol güçlere açarak yeniden yapılandırmalıyız. Kısaca partimize demokrasinin uzlaşma anlayışını, uzlaşma kültürünü kazandırmalıyız. 

Mustafa Kemal’in önderliğinde kurulan ve kökeni Kuvayi Milliye’den gelen partimizde örgütsel yapılanmanın temel öğesi, “Halkın Partiye Egemen olmasıdır.” Bu nedenle gerçek demokratlar olarak içine düştüğümüz zaafları, feodal çıkar ilişkilerine dayalı parti içi mücadele anlayışımızı gözden geçirmek zorundayız. Kendimizi feodal bir anlayışa mahkûm etmeden,  eleştiri ve özeleştiri mekanizmasını doğru ve sağlıklı bir şekilde işletmeliyiz. Sağlıklı eleştiri ve özeleştiri mekanizmasını işletmeden halkın iktidar umudu olamayız. 

Partiyi; parti içi egemenlik mücadelesi veren egemen güçlerin ve onların uzantıları olan siyaset tacirlerinin insafına terk etmemeliyiz. Zaten hiçbir anlamı olmayan bu egemenlik mücadelesi yüzünden CHP gemisi yeterince su almıştır. Elbette bu geminin yara almasına neden olanlar, bir gün halk denizinin dalgaları arasında mutlaka yok olacaklar.

Aslında uzun yıllar iktidar olamayışımızın nedenlerini bir yeniden yapılanma nedeni olarak görüp, yeniden yapılanmanın bundan sonra sağlıklı bir şekilde olabileceği inancını taşımalıyız. Çağdaş, demokrat, ilerici ve yurtseverler olarak bu sorumluluğu omuzlarımızda ağır bir yük olarak görmeliyiz. Aksi halde yarınlara umutla bakamayız. Bu sorumluluğu ülkeye ve partiye sahip çıkarak sürdürmek zorundayız. Elimizi daha çok taşın altına koymak durumdayız.

Bu anlamda: 
Bundan sonra yapılacak örgütlülükte;.
CHP Nereye gidecek?

Parti içi demokratik yarışların sonuçlarına katlanacak, hoşgörü ortamının, sevginin, saygının, iyiye, güzele, doğruya mı? 

Yoksa dünün devamı olan, parti içi kavganın, kronikleştiği yarınlara mı?
Buna hep beraber bizler karar vereceğiz!
Sevgi, akıl ve aydınlığın yollarını açmak
Bizlere bağlı!

CHP’nin geleceği bizlerin elinde,
Yepyeni bir CHP bizlerin tavırlarıyla, birikimleriyle şekil alacak.
Bizim düşüncelerimizle yeniden yapılanacak.

Bunun için parti emekçileri olarak birilerinin dediğini değil, halkın ve tabanın duyarlılığını göz önüne alarak ve ÖZGÜR İRADEMİZİ KULLANARAK sorumluluklarımızı yerine getirmek zorundayız. 

Özgür birey olamayanlar, bu sorumluluğu asla taşıyamazlar.

Siyasi mücadeleler, ideoloji ve sınıf kavgası açısından bakıldığında, anlam ve değer kazanır. Bu perspektif doğrultusunda  ”Cumhuriyetin Kuruluş Felsefesi ve CHP’nin kuruluşunun da üç temel dayanağı olan”:

HALKIN EGEMENLİĞİ
LAİK DEVLET
ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİNE ULAŞMA HEDEFİ’ ni Gerçek anlamda yeniden hayata geçirebilmek için, parti içindeki adamcılığı, bölgeciliği, bir tarafa bırakarak ‘KURULTAY DELEGELERİ’ olarak ilkeli bir şekilde çağdaş bir sosyal demokrat anlayışını hayata geçirmeliyiz.  Halkı hareketlendirmek ve partimizi 2015 Genel Seçimlerde iktidara taşıyacak kadroları şimdiden oluşturmak zorundayız.