"Bülent Ersoy erkek kalsa mı iyiydi..."


Birgün Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Barış İnce ile Bugün yazarı Nazlı Ilıcak arasındaki Tutuklu Gazete polemiğine LGBTİ de katıldı.

15.05.2015 20:58

Birgün Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Barış İnce ile Bugün yazarı Nazlı Ilıcak arasındaki Tutuklu Gazete polemiğine LGBTİ de katıldı.

Nazlı Ilıcak'ın Barış İnce ile yaşadığı polemikte kullandığı özgürlükçü söylemleri hatırlatan KAOS-GL yazarı Beren Azizi, Medeni Kanun’un 40. Maddesinin değişikliği sırasında, o dönemde Fazilet Partisi milletvekili olan Ilıcak'ın takındığı tavrı yazdı.

Ilıcak'ın o maddede translar için yer alan “zorunlu kısırlaştırma şartını” eleştirmek şöyle dursun, adeta şartların daha da ağırlaştırılmasını istediğini belirten Beren Azizi, Ilıcak'ın Bülent Ersoy'la nasıl dalga geçtiğine de değindi.

2014'te Bülent Ersoy kandilde başörtüsü takarak ilahi söyleyince Nazlı Ilıcak tarafından eleştirilmişti.

Ilıcak, Twitter hesabından Bülent Ersoy'un ameliyat olmadan önceki fotoğrafını paylaşıp altına; "Bülent Ersoy'u televizyonda görünce, hangisi daha iyi dedim. TV'de gördüğümüz Bülent Hanım mı, yoksa delikanlı Bülent mi?" diye yazmıştı.

Bu konuyu hatırlatan Azizi şöyle devam etti:

"Transfobik dili ve Bülent Ersoy’la dalga geçmeyi adet edinmiş kendisine. Tıpkı kanun maddesine “Bu insanların ruh hali kötü olmaz mı daha da, Bülent Ersoy erkek kalsa mı daha iyiydi?” diye sorarkenki samimiyetsizliği gibi, yıllar sonra “LGBTİ’lerin ruh halini düşünen” eski vekil ayan beyan bir trans kadınla transfobik bir dille dalga geçiyor. Böyle vekillerin hiçbir şekilde nefret suçları ile mücadele etmemesinden, hiçbir adım atmamasından sebep trans cinayetleri politiktir. Bu insan bir vekildi, varın gerisini siz düşünün."

İşte KAOS-GL'de yer alan o yazı:

“Medeni bir ülkenin fertleri olarak, özgürce yaşamak istiyorsak, donmuş düşünce kalıplarını yıkmak zorundayız. Kendi mevzileri arkasına saklanıp insanları kamplaştıranlar sadece otoriterliğe hizmet ederler. Genç meslektaşım Barış İnce bu sözlerim kulağına küpe olsun”, demiş Nazlı Ilıcak.

Barış İnce de “Fikir özgürlüğü noktasına gelmesi güzel. Ama bizim de yaptıklarını unutmama özgürlüğümüz var” diye hatırlatmış.

Unutmama hakkımızı kullanalım o halde, Nazlı Ilıcak’ın sözümona kendini yıkmak zorunda hissettiği DONMUŞ DÜŞÜNCE KALIPLARININ asıl mimarlarından olduğunu hatırlatalım kendisine.

Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının, en “medeni” olmayan maddesi, hatta belki de en faşist ve kokuşmuş olanı Medeni Kanun’un 40. maddesidir. Bugünlerde “donmuş düşünce kalıplarını yıkmak zorundayız” naraları atan Nazlı Ilıcak’ın milletvekilliği (Fazilet Partisi) döneminde değiştirilen, transların cinsiyet geçişini düzenleyen kanun maddesinde doktrinde hiçbir yeri olmamasına rağmen “sürekli biçimde üremeden yoksunluk” şartı geçmektedir. Bu şu demek oluyor, bir trans bireyin yalnızca cinsiyet geçişi ameliyatı izni alması için dahi öncelikle doktrinde, o naralarında geçen medeniyette hiçbir yeri olmamasına rağmen “KISIR” olması gerekir.

İlgili kanun sebebiyle Türkiye, 10 Mart 2015 tarihinde AİHM tarafından 7.500 Euro para cezasına mahkum edildi. Ayrıca AİHM’in verdiği kararda zorunlu kısırlaştırma şartının, çok ciddi ve geri döndürülemez bir durum yarattığına dikkat çekildi.

Peki, “Kendi mevzileri arkasına saklanıp insanları kamplaştıranlar sadece otoriterliğe hizmet eder” diye şimdilerin nutukçusu Nazlı Ilıcak bu kanun oylanırken n’aptı? Ne mi yaptı? Neredeyse Hitler dönemini hatırlatan “zorunlu kısırlaştırma şartını” eleştirmek şöyle dursun, hukukun doktrine dayanması ilkesini hiçe sayarak, adeta şartların daha da ağırlaştırılmasını, hatta maddenin güya gereksizliğini en transfobik dille talep etti. Kendisi de çok iyi bilir ki kanun doktrine dayanmalıdır. Bugün dünyada, tam da Ilıcak’ın belirttiği özgürce yaşanan, medeni kabul edilen hiçbir ülkede transseksüellik ile kısırlık arasında hiçbir bağ bulunmadığı kabul edilmişken, bunun aksi itibarsız ve hatta faşist bir uygulama kabul edilirken; kendisi tüm doktrini hiçe saymış, kendi mevzisinin arkasına saklanıp insanları kamplaştırmıştır. Trans bireylerin sırf ameliyat izni almak için, gereksiz yere ameliyatlar olmasında, kanunla hükmedilmiş bu önce faşist ve sonra transfobik uygulamada parmağı vardır.

Kanunun özellikle bu maddesine koyduğu şerhlerde transfobi akmaktadır, üzerime yağmaktadır. Demokratik Sol Part’inin liderliğinde değiştirilen Medeni Kanun’un bu maddesini toptan reddetmek, bu maddeyi maddenin kendisinden daha transfobik bir şekilde eleştirmek midir muhalefet? Muhalefet tam da iktidarın “böyle anlarına müdahale” değil midir? “Bunlar fuhuş yapıyorlar, fuhuş artar mı ki” diye ahlakçı ahlakçı şerh koyana kadar neden muhalefet olarak “zorunlu kısırlaştırma insan hakları ihlalidir” diyemediniz? Alanda onca çalışan LGBTİ derneği, öznesi, aktivisti dururken muhalefet partisi olarak sivil topluma danışmayı seçmek yerine neden “bunların sayısı çok mu ki” diye çıkıştınız iktidara? Amacınız iktidarı ahlakçı bir yerden itibarsızlaştırmak mıydı yoksa temel insan hakları mıydı? Yıllar sonra Nazlı Ilıcak’ın attığı bir tweet durumu özetliyor aslında.

BÜLENT ERSOY ERKEK KALSA MI DAHA İYİYDİ

Transfobik dili ve Bülent Ersoy’la dalga geçmeyi adet edinmiş kendisine. Tıpkı kanun maddesine “Bu insanların ruh hali kötü olmaz mı daha da, Bülent Ersoy erkek kalsa mı daha iyiydi?” diye sorarkenki samimiyetsizliği gibi, yıllar sonra “LGBTİ’lerin ruh halini düşünen” eski vekil ayan beyan bir trans kadınla transfobik bir dille dalga geçiyor. Böyle vekillerin hiçbir şekilde nefret suçları ile mücadele etmemesinden, hiçbir adım atmamasından sebep trans cinayetleri politiktir. Bu insan bir vekildi, varın gerisini siz düşünün.

Unutmama hakkı seni köşeye sıkıştırır Nazlı Ilıcak. Ben bu hakkımı Adalet Komisyonu’ndaki görüşmedeki “görüşlerini” İFŞA ederek kullanıyorum. Herkes okusun, bilsin, bilenler yeniden hatırlasın diye. Herkes bir yerinden unutmama hakkını kullanıp, nelerin mimari olduğunu hatırlatacaktır Nazlı Ilıcak’a.

Trans bireylerin, LGBTİ bireylerin sosyal ve toplumsal hayatta yaşadıkları zorluklara, maruz kaldıkları nefret suçlarına, nefret cinayetlerine dair ne yaptın da güya LGBTİ bireylerin ruh sağlığını önemsiyorsun da kanuna şerhi buradan koyuyorsun? Gören de duyan da yatıp kalkıp “Aman canım vah vah bu LGBTİ’lerin ruh hali ne olacak” diye dövündüğünü sanacak. Tek bir soru önergesi, tek bir nefret suçu önleyici kanun, tek bir LGBTİ haklarını meşrulaştırıcı adım atmadan, mevzu cinsiyet geçişini düzenleyen kanun olunca mı “LGBTİ’lerin faydası” aklına geldi? Burada tek amacın zaten halihazırda oldukça faşist olan maddeyi daha da baltalamak, belki de “yasaklatmak”tı. Böylesine transfobik bir dille Nazlı Ilıcak’ın şerhinin başka ne amacı olabilir? Mevzu LGBTİ olduğunda, her hakkı “teşvik etmek” üzerinden değerlendiren, başka da hiçbir değerlendirmede bulunamayan bu sığ homofobik siyaset değil midir öldürülenlerin katili? Trans cinayetleri politiktir demek tam da bu değil mi?

Ne demiştik, yaptıklarını unutmama özgürlüğü… 

DİPNOT:

Medeni Kanun, 40. Madde’nin değiştirilmeden önceki hali:

“Madde 29- Doğum ve ölüm nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur. Nüfus sicilinde kayıt bulunmaz veya mevcut kaydın doğru olmadığı tahakkuk ederse keyfiyet her hangi bir delil ile ispat olunabilir.

(EK:4/5/1988-3444/2 md.) Doğumdan sonra meydana gelen cinsiyet değişikliğinin asgari sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi halinde nüfus sicilinde gerekli düzeltme yapılır. Bu konuda açılacak davalarda cinsiyeti değiştiren kişi evli ise, eşe de husumet yöneltilir ve aynı mahkeme, varsa ortak çocukların velayetinin kime verileceğini de tayin eder, cinsiyet değişikliği kararının kesinleştiği tarihte, evlilik kendiliğinden son bulur.”

Nazlı Ilıcak’ın absürd “bu yolla fuhuş artar mı” çıkışları ile döneminde değiştirilen Medeni Kanun. 40. Madde’nin yeni/son/güncel ve AİHM’ce cezalandırılmaya sebep vermiş hali:

“Madde 40- Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin 18 yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve ÜREME YETENEKLERİNDEN SÜREKLİ BİÇİMDE YOKSUN bulunduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden bir resmi sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır. Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmi sağlık kurulu raporuyla doğrulanması halinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir.”

Medeniyet? Mevzi? Otorite? Özgürlük? Özgür yaşayan ülkenin fertleri? Ve Nazlı Ilıcak! Sizin de kafanız karışmıyor mu?"

Odatv.com

1431