Orhan Kemal Yüz Yaşında


Gün geçmiyor ki, bir iş kazası, bir yol kazası, bir patlama, bir sel baskını, bir asansör düşmesi, bir yangın yaşanmasın.

02.11.2014 21:57


Hayatı kuranlar, ellerinin nasırı, alınlarının teri, akıllarının aydınlığı ile yarınlara kapı açanlardan üçü, beşi, onu, yirmisi, otuzu, hatta üç yüz biri bir cinayete kurban gitmesin...


Cinayetlerin faili de belli aslında fiili de… Kimsenin katili ya da cinayeti hazırlayan gerçek nedenleri araştırdığı da yok, araştırmaya niyeti de… Hacılara hocalara ısmarlanacaktır yine emekçi cenazeleri, fıtratlarında, yazgılarında bulunacaktır kabahat…


Soygun ve sömürü düzeni gemi azıya aldıkça…


Onların ekmek ve hayat taşıdığı yığınlar, komşuları, akrabaları, köylüleri, şehirlerin çevrelerinde yerleşik cami-tarikat cemaat ağlarında yaşayan hemşerileri, onlara ihanet edip patron saflarına, özelleştirme, babalar gibi satma, tarım ve hayvancılığı yok etme şampiyonlarına, üreticiyi petrol şirketlerinin yönettiği karayolu ve mazot borcu kıskacında boğan politikalara oylarını yağdırdıkça bir bir kapanıyor kapıları…

Acıları büyüyor, büyüyor, feryatlar, ağıtlar, çocuk ağlamalarından yürekler parçalanıyor.


Onların yazarı yüz yaşına bastı bu yıl. İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde bu yaş dönümü çok güzel bir sempozyumla kutlandı. Teşekkürler MSGSÜ, Teşekkürler Sayın Handan İnci... 


Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Handan İnci öncülüğünde düzenlediği “DOĞUMUNUN 100. YILINDA ORHAN KEMAL” sempozyumu, bugün edebiyat dünyasında sahipsiz gibi kalmış emekçi yığınların yüreği vicdan, adalet duygusu ve kardeşlikle çarparak yıllar önce duran sahibi Orhan Kemal’i genç kuşaklara taşıma, edebiyat piyasasına bir işaret fişeği olma işlevini başarıyla yerine getirdi.

Dünyanın egemenlerinin yönettiği popüler imgelere, yığınları politika arabalarına bağlarken kullanılan mistik ve teolojik akıntılara kapılmış giden edebiyat seçkinleri, ekranlarda edebiyat adına ahkâm kesenler de izleyebilseydi keşke etkinlikleri.

30 Ekim 2014 Perşembe günü yapılan iki konuşmada Orhan Kemal’in özgün duruşu ve o çoğul, çoksesli yazın damarı biraz örselenmiş olsa da, sonraki konuşmalarda, sunumlarda kendi gerçekliği yeniden kuruldu, günümüze bir iyilik, adalet ve kaynayan bir dil damarı olarak yeniden tanımlandı.


Benim konuşmam 31 Ekim Cuma günü idi. Ancak, söz sırası gelmeden söz alıp bir şeylere maydanoz olma gereği doğdu.


Perşembe günü Orhan Kemal romanı üzerine yapılan oturumda söz alan bir konuşmacı, Orhan Kemal”in Murtaza kahramanı üzerine kurduğu “Makbul Vatandaş” başlıklı konuşmasını, tam da 21. Yüzyıl başı modası olan “Erken Cumhuriyet Dönemi Kültür ve Eğitim Politikaları” eleştirisi üzerine yöneltmişti. Konuşmacıya göre, "makbul vatandaş" Murtaza, dönemin baskıcı, tek tip insan yetiştirme anlayışının ürünüydü. Ezanın Türkçe okunmasından Hasan Âli Yücel’in kimi konuşmalarına, Türk Tarih Kongresi’nde dile gelmiş bazı abartılı tezlere kadar farklı simge ve semboller bir araya getirilmişti. Konuşmayı destekleyen döneme ilişkin kimi görüntülerin de perdeye yansıtılması ile Orhan Kemal’in aslında yaşamına tanık olduğu bekçi Murtaza, Latin harflerinin kabulü ve Türkçe’nin resmi dil olarak kullanılması, karma eğitim, eğitimde birlik, kadın hakları, okuryazarlık seferberliği, Köy Enstitüleri’nin kuruluşu gibi birçok kültürel yeniliği topluma kazandıran dönemi karikatürize ederek, açıklardan, sapmalardan, yanlışlardan yola çıkarak yansıtan politik ve kurgusal bir kahramana dönüşüvermişti. 
İlgili bildiri, bir yazarın tek bir metni üzerinden farklı bir bakış açısı, görsel ve ideolojik metaforlar aracılığıyla olduğundan çok başka bir alana taşınabileceğine ilişkin örnek bir çalışma olarak izlenebilirdi. Orhan Kemal, tüm yapıtlarını okumamış ve yaşam öyküsünü iyi bilmeyen dinleyiciler tarafından kendi yazınsallığının dışında bir yere kolayca oturtulabilirdi. Aynı oturumda söz alan doğudaki üniversitelerden birinde görevli bir konuşmacı da yazarı kaba gerçekçi, olgulara dogmatiğe varan Marksist bir sınıflar ayrımı üzerinden bakıyormuş gibi gösterince, on yıllardır bildiğim, yakından tanıdığım Orhan Kemal, farklı bir yazar kimliğine bürünüvermişti. Salonu dolduran genç öğrenciler için yeni bir Orhan Kemal tanımı doğuyordu sanki. Bazı alkışlar da ideolojik çekiştirmeleri onaylayan ayrı bir güç taşıyormuş gibi geldi bana… 
Oturum bitiminde söz alarak bazı anımsatma ve uyarılar yapmak zorunda kaldım. Arkasından ilk konuşmacının kendi tezini vurgulayan yanıtı ve salondan gelen farklı bir sesle Orhan Kemal gerçekliği epeyce örselenmiş oldu.
Cuma günkü Konuşmamda, Orhan Kemal’in çoksesli metinlerine bir bütün olarak bakılma gereği üzerinde durmaya çalıştım...

Orhan Kemal’in birbirini karşısında yer alan parodik kahramanları, yan yana ve karşı karşıya konarak değerlendirilmelidir. İlk konuşmada yapıldığı gibi, belli bir dönem politikalarını eleştiri amacıyla toplumsal işlevi belli öngörülerle tanımlanan Murtaza karakterinin karşısına “Müfettişler Müfettişi” ve “Üçkâğıtçı”nın başkahramanı Kudret Yanardağ konmadığında, Demokrat Parti döneminde ve günümüzde Cumhuriyet’e yöneltilen kimi eleştirilere Orhan Kemal de tamamen katılıyormuş gibi olabilmektedir. Oysa ki, Demokrat Parti iktidarına son veren 27 Mayıs 1960 hareketi ile ilgili olarak söylenmiş sözlerin içinde en önemlilerinden birisi de Orhan Kemal’e ait olanı olmalı… “Bu yaşıma kadar ben, hiçbir otoriteye böylesine gönül vermemiştim. Sağ olsunlar!” der… (Fikret Otyam, Orhan Kemal; 27 Mayıs ve Milli Birlikçiler için, Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektupları, İstanbul 1975, s 207) İstanbul notlarında da üst üste yıkım görmüş gecekondu bölgelerini görünce, “buralara 27 Mayıs bir an önce gelmeli” diyerek 27 Mayıs’tan farklı beklentiler içinde olduğunu belli eder. Orhan Kemal’in ve bazı aydınların beklentileri yerine gelmemiş olsa da, özgürlükçü ve çalışan yığınlardan yana olan bir Anayasa kazandırmıştı 27 Mayıs… 


“Müfettiş” karakteri, modern bir toplum olarak görünmesine karşın modernitenin gereklerini içselleştirmeyi başaramamış, modern olanla, pre-modern’in, hatta “antika”nın birlikte yer aldığı eklektik toplumu liğme liğme döküp saçmaya yarayan bir işlev görür… Tüm sahte ve riyakârca davranışların, görünüşte işleyen yasa ve kuralların arkasındaki boşluğun, saçmalığın, iğretiliğin panzehiri gibidir. “Müfettiş”, sözde birlikteliğin, “milli birlik ve beraberlik” nutuklarının yamalarını, teğellerini sökünce, o kutsallaştırılmak istenen toplumsal yapı kumdan kuleler gibi yıkılıverir. Kurnaz, işbilir Müfettiş’in karısı ve çocukları karşısındaki zavallılığı da Orhan Kemal diyalojik tutumunun farklı bir görünümü olarak yer alır. 
En önemlisi, Müfettiş Kudret, dini siyasete alet ve aracı etmekte epeyce başarı kazanmış bir politikacı olarak, Demokrat Parti ve hatta günümüz iktidar partilerinde sıkça görülebilecek tutum ve karakterlerin parodileştirilmesi olarak da kolayca okunabilir. 


Kendisini “Aydınlık Gerçekçi” bir yazar olarak tanımlayan Orhan Kemal, sosyalist bir düşünce yapısı taşıyor olmakla birlikte siyasi kimliğinin gölgesini kahramanların üzerine düşürmemeye, bireyi içinde bulunduğu toplumsal koşulları paranteze alarak tanımlamaya özel bir çaba göstermiştir. Söz gelimi, epeyce polis, mahkeme baskısı çekmiş Orhan Kemal, polis karakterleri kurgularken onları tamamıyla özgür kişilikler olarak düşünmüş, mesleki duruşlarını kişiliklerinin görüntüsü durumuna getirmemiştir. Arkadaş Islıkları’nın polis komiseri “kışkırtma” ve “propaganda yapma” gibi suçlamalarla karşısına getirilen sosyalist İlyas Usta’ya ve onunla dost oluvermiş kahramanımıza karşı çok adaletli davranmıştır. 
“Devlet Kuşu”nda da mahallede çıkan olaylar sonu polis girer araya. Her iki tarafı da dinler, yoksul insanları anlayışla karşılar, sessizce oradan uzaklaşmalarına yardımcı olur. 


Orhan Kemal”i 100. Doğum yılında onu tek ayakla yürütmek yerine kendi gerçekliğine yakın bir tanımlama ile bugüne taşımanın da ona göstereceğimiz saygının önemli bir parçası olması gerektiğini hiç unutmamalıyız.

Konuşmamda bunları dile getirmeye çalıştım.


Sempozyum üniversite öğrencileri tarafından büyük bir ilgiyle izlendi. Tanıtım iyi yapılmış, öğrenciler gönüllü olarak ve koşarak gelmişlerdi konuşmaları izlemeye… Handan İnci ve üniversite yönetimini özellikle bu bakımdan kutlamak gerek.

Sempozyumun Cuma günü öğlen sonu oturumunda söz alan Haydar Ergülen, Orhan Kemal’in vicdan sahibi, iyilikten, güzellikten yana bir yazar olduğunu, yüreği yoksullardan yana vuran bir solcu olduğunu, bugünkü yaşanan karanlık günlerin en büyük nedeninin o güzel solun bulunmaması olduğunu söyledi… Sempozyumun en duygulu, Orhan Kemal’in yokluğunu en güzel anlatan konuşmaydı…

 

TEŞEKKÜRLER MSGS ÜNİVERSİTESİ

TEŞEKKÜRLER HANDAN İNCİ

TEŞEKKÜRLER HAYDAR ERGÜLEN…

TEŞEKKÜRLER ORHAN KEMAL… IŞIKLAR İÇİNDE UYU...

 



Etiketler: Habar Toplum CHP türkiye istanbul gerçeği haberleri son dakika
1265