Aşkın dini dili mezhebi yoktur'


Bir öğretmen kızı Leman İnal ilk kitabını yazdı

08.12.2014 13:13

 

 

“TAZE BİR GÜN GİBİ kitabı ve yazarı Leman İnal yapıtını şöyle anlattı:

Soru: Önce sizi tanıyabilir miyiz? Yazarlık serüveni nasıl başladı?

Leman İnal: Evet, ben edebiyatı bin bir çiçekli bahçeye benzetiyorum. Yazarla da bal toplayan bal arılarına…  1975yılında Kahraman Maraş Afşin ilçesinde doğdum. Eğitim yıllarında çeşitli okullarda okudum. Öğretmen çocuğu olmanın bana kattığı şeyler:  Kitap okumak ve yazmaktı. O ilk gençlikçağlarımda yazdığıöyküleri biriktirir sonra beğenmez kâğıtları buruşturup çöpe atardım. Sonra gider çöpten onları geri alır tekrar okurdum. Yazma evresi böyle başladı. Ben her şeyden önce iyi insan olma çabasını öğrendim. Okuma alışkanlığı babamdan kalan mirastır.

Anadolu üniversitesi Ev Ekonomisi mezunuyum!

Konuşmadan, duygularını küçük bir kızken mutlu, öfkeli, kızgın hallerini de çizerek ve yazarak anlatma gibi bir gayretim vardı hep.

Elbette bunu keşfetmem uzun yıllarımı aldı. Okumak ile dostane ilişkilerim oldu…

 Yazmaya sevdalı!

Aslında her şey okumakla, okuduklarını anlamak ve anladıklarını paylaşmakla başladı. Bir cümleöğrenmek için bir kitabı hazmetmek çok etken bu aşamaya gelmesinde… Yazmak duyguların ondaşekil almış hali!  İç sesimin fısıldadığını yaşam tarzı olarak görenlerdenim. Doğru ve mantıklıadımlar atmayı, problemlere çözüm yollarını yaşayarak öğrendim…

İlk yazılarımı hafızama yükleyip yazmıştım, hatıralar, anılar, duyguların karıştığı yazılardı. Fakat bilinenlerin öteki tarafına geçilmiyordu. Görmeli, konuşmalı hayatlarına karışmalıydım. Duygularıhırsızlayıp, empati kurmalıydım.”

Evet, yazma fikri böyle ortaya çıktı.

 

 

 

    SORU: Kitabınızın adı “TAZE BİR GÜN GİBİ”  bu isim ne anlama geliyor? Kitap bize- okura neyi anlatıyor, kitabınızın ismi sanki bir şeyi vadediyormuş, ya da yeni bir günü müjdeleyecekmiş gibi?

 

  

    Leman İnal: Evet, Taze Bir Gün Gibi, kitabınıöykülerini toparlamak öyle kolay olmadırlara, bayırlara, çimenlere, alacakarganın yuva yaptığı meşenin dibine, kınalı kekliklerin yuva kurduğu kızılçamın köküne gittim. Kâh, çiğdem çiçeği topladım, kah Nergiz… Hepsi de bir birinden narinçiçeklerdi. Döndüm dolaştım geldim, kutsal Armut Ağacı’nın gölgesine, iki genç âşık oturmuşlar yeryüzüne sevda çiçeği ekiyorlardı toprağa. Sarmaş dolaş el eleydiler, bi ara beni gördüler ve utandılar, yüzlerindeki al al olmuş masumiyetleri kızardı.

 Sordum sarıçiğdeme “kimlerdir bunlar “diye. “Biri yer biri yağmur” dedi. Anlam ki doğa ve insan bütünleşmiş.

Ufukta bir gökkuşağı gördüm, taze yağmurların ardından yeryüzüne doğru uzanan, birde baktım ki: “TAZE BİR GÜN ”duyor. Her yer kızılçamın, mor meşenin ardı gibi, aynk ve ferah…

 Özlem biriktiren her insan gelecek düşler, Taze Bir Günü, hayal eder. Bu kitap bizim düşlerimiz, dan vicdanı, insan sevdası, gökyüzünün merhameti.

Bu kitapta ki: Öyküler bir örgünün nakışları gibi öyle desen desen, bu toprağın, insanınınözlemlerinden oluştu… O yüzden kırlarda dilek toplar gibi topladım bu öyküleri.

 

       SORU: Değirmen kasabası gerçekte var mı? Ya da öylesi bir kasabayı kurgulamak nereden aklınıza geldi, birde kasabada her kesin sorunlarına koşan, çözüm üreten, sanki iyilik meleği Yasemin Hanım karakteri var. Günümüzde böyle insanlar var mı sizce? 

 

  Leman İnal: Romanının ana konularından bir tanesi olan Değirmen kasabası: Toplumsal özlemimiz, yaşamayı arzu ettiğimiz, insanın doğaya karşı bu denli bağlı ve barışık olduğu, bir kasabada kim yaşamak istemez ki: Her ihtiyacın doğadan karşılandığı, insan ömrünün hem anlamlı hem de uzun yaşamın sırlarını yakaladığı bir kasabada yaşama arzusu hepimizde vardır. Dolayısıyla Değirmen kasabası yaşamayı arzuladığımız bir kasaba. Yasemin Hanım aslında toplumsal duygularımızın, insanın reflekslerimizin, dayanışma ve paylaşma ruhumuzun vicdanı. Bu topraklardan bu toplumdan her zaman bir Yasemin çıkar inancını yaşatmak için…

 

SORU: Peki romanın ana kahramanları: Hristo ve Karaca, bu muhteşem bir aşk öyküsü, gerçekte böylesi bir aşk öyküsü var mıdır.? Bu aşkın mutlu sonla noktalanması pek görülmüş veya yaşanmış değildir. Sizce gerçekte böylesi bir aşkın mutlu olma şansı var mıdır? Veya mutlu sona ulaşabilir mi?

Birde doğa ve insan diyalogları var, bu çok enteresan değil mi?

 

Leman İnal: Evet, zaten mevzuda temel çelişkileri açığa çıkarmak değilmidir? Hristo ve Karaca’nın birbirilerini sevmesini ne engelleyebilir ki? Onların sizden bizden ne farkı var. Yürekleri yetmez mi sevmeye, aşık olmaya? İyi bir çift mi olamazlar, birbirlerini sevmeleri için neleri eksik?

Ya da sorunun içinde ki soruları açığa çıkarmak adına: Biri Türk ve Müslüman, diğeri Türkiye vatandaşı ama Türk değil. Ee Müslüman’da… Haliyle birbirilerini sevmeleri makul değil.

Ya da “sevmiş olsalar da bir araya birlikte olmaya hakları yok, gelemezler, çünkü onların bu aşkı yasak, toplum kabul etmez, törelerimize ters.” İşte bu kitap bu algıyı sorguluyor, bu sübjektif düşünceyi kaldırıp yere çarpıyor. Lanetliyor…

Peki, insana sormazlar mı: “Aşkın ve sevginin dini dili, ırkı mezhebi, milleti, ülkesi olur mu?” diye.

 

Sorunun doğru cevabı: Aşk insana mahsustur ve insancıldır. Yüreğinde ki bağlılığı hiçbir güç söküp atamaz. Aşk insan tarafından yasaklanırsa Tanrı “LANETLER YAĞDIRIR, İNSANIN VE KENTLERİN ÜZERİNE.”

Dolayısıyla tüm dinler önce sevgiyi çağırır, aşkla muhabbete... Çünkü sevgi: Sadakat, şefkat, merhamet ve affetme duygusudur. İnsanı insan yapan temel değeridir sevgi… Aşk ise onun olgunlaşmış halidir. Yani ete kemiğe büründüğü hali!

 

Doğa, dile gelir mi? Evet gelir, baharda topraktan   kafasını ilk çıkaran çiçeklere,  tomurcuk veren ağaçlara ne diyeceğiz,? İşte o an aslında bir bebeğin anasından dünyaya gözlerini açması kadar duru ve saftır, anlamlı ve masumdur, daha narin bir ot iken büyür gelişir, çiçek açmaya başlar bin bir renkle doğayı süsler, bir taze gelin edasıyla. Ağaçlar da öyle, kirazı şeftaliyi, elmayı ve diğerlerini olgunlaşmış bir genç kızın olgunlaşmış halini andırmazlar mı?  Sen o bitkilere çiçeklere, ağaçlara kötü davranırsan sana meyve verir mi? Bakmazsan küsüp kurumaz mı? Solar gazel olmaz mı? Olur. İşte onlar da dile gelir tıpkı insan gibi…

 

Bu kitapta ki öyküler bu toprağın öyküleri, hatta daha da eski çağlara giden, tarih öncesi döneme: Homeros’un öykülerinden süzülüp, Dadaloğlu’na, Karaca Oğan’a Pir Sultan’a ve günümüz insanına ulaşan öyküler. Mevzu aşk ise: Onun en berrak ve duru hali… Bu kitapta.


Etiketler: haber
2664

Hava Durumu ANKARA